• 15 Aralık 2018 Cumartesi
SANAT, SATILIRSA SANATTIR

SANAT, SATILIRSA SANATTIR

Bugüne dek kaleme aldığım pek çok yazının konusu sanat, sanatçı, sanat eseri ve bunları “sanatsal” yapan özellikler olmuştu. Sadece yazıp çizdiklerimde değil, gösterilerde, davetlerde, sergilerde, ayaküstü dost sohbetlerinde, yemeklerde, dernek etkinliklerinde, çekim gezilerinde, eğitim seminerlerinde… Kısacası bir araya gelebildiğimiz her ortamda, bu sanatsal değerlerin neler olabileceğinden bahsettim. Şimdi okuduğunuz bu satırlarda ise,  buna bir yenisini eklemek gerektiğini düşünüyorum ve belki de okuduktan sonra çoğunuz “Hiç böyle düşünmemiştim” bile diyebilirsiniz; ben de bu duruma hiç şaşırmam…

Sanat nedir, sanatçı kimdir derken, bu sefer yolumuzu “sanat eseri nedir?” e düşürelim ve biraz daha geniş bir açıdan bu duruma yaklaşalım.

Elbette ki birçoğumuz belli yazarları takip edip eserlerini evimize alıyor hatta kütüphanemizde biriktiriyoruz, her hafta olmasa da sinemaya gidiyoruz, sevdiğimiz bir şarkıcının yeni albümü çıktığında özlemle en yakın satın alabileceğiniz yere gelmesini bekliyoruz. Arada sırada olsa da sırf tiyatroyu ve tiyatro sanatçısını yaşatmak adına bile olsa bir oyuna gidiyoruz, televizyonun ünlü sanatçıları şehrimize geldiğinde önceden biletleri tüketiyoruz, kitap fuarlarında sevdiğimiz yazarların önünde, elimizde son kitabıyla uzun kuyruklar oluşturuyoruz. Yani “sanatçı” ve “sanat eseri” için pek çok şekilde “alkış” tutuyoruz, öyle değil mi? Peki hiç düşündünüz mü, bu alkışı tutarken bedelini nasıl ödüyoruz? Tabi ki alın terimizin altın damlaları olan birikimimiz, paramızla.

Daha önceki yazılarımda dile getirdiğim gibi, ortaya koyulan bir ürünü “sanat eseri” yapan değerler sadece estetik olması, hoşa gitmesi, geniş kitlelerce beğenilmesi ve kabul edilmesi değil; aynı zamanda bedelinin ödenmesi de gerekmektedir. Çünkü sanat, gerçekten de satılabildiği zaman sanat olur. Burada satılabilirlikten kastım çok pahalı olması, cep yakması değil; eserin sahibi sanatçı tarafından biçilen değerdir; çünkü ortaya koyulan eser için harcanmış emeğin ne ölçüde olduğunu yine eserin sahibi olan sanatçıdan başkası kesinlikle bilemez. Doğal olarak bu noktada sanatçıya başka bir sorumluluk düşüyor, eserinin değeri ne kadar olmalı? Eminim hiçbir sanatçı dudak uçuklatan bir etiket koymaktan yana olamaz; çünkü eserinin geniş kitlelere ulaşması veya ulaşamaması işte bu etikete bağlıdır. O nedenle sanatçı eğer en uzaktaki okurlarına veya izleyicilerine uzanabilmeyi hayal ediyorsa, eserini piyasaya sunduğu dönemdeki ortalamayı uygun görmelidir. Sanatçı olabilmenin bir gereği olan mütevazılık, burada da kendini göstermelidir. Yani ne alıcının cebi yanmalı, ne de sanatçı aç kalmalıdır.

Fotoğraf sanatında da her karenin hakkının verilmesi, yine her karenin “bedeli” nin ödenmesi ile mümkün olur. Nasıl ki sinema veya tiyatroya gittiğimizde bilet alıyor, sevdiğimiz yazarın veya şairin kitabı için bir bedel ödüyor, dinlemekten bıkmadığımız şarkıcıların albümleri için para sayıyorsak, fotoğraf için de eser sahibinin ortaya koyduğu bedeli yadırgamamalıyız. Fark etmesek de sanat için bir para ödüyoruz, fotoğraf sanatı da “görsel” sanat dalının bir başka ayağı olduğuna göre, bence bu durum yadırganmamalıdır. Oysa bugüne dek, pek çok kez yanlış algılanması nedeniyle bu durumun yadırgandığına da üzülerek şahit oldum ve bu yadırgamanın tek bir sebebi var bence; sanırım “beleş” olanı daha çok seviyoruz. Üstelik bu beleş severliğimizi de yeni çıkan kitapların veya filmlerin korsana düşmesini bekleyerek de ispatlamış oluyoruz. Hatta kitap okuma sayısında bile yanılgıya uğratıyoruz kendimizi, “Türk insanı okumuyor” dedirtiyoruz kendimize; oysaki en çok okuyan milletlerden biriyiz, sadece korsana daha çok yatırım yaptığımız için bu konuda da yanlış tanınıyoruz.

Sanatçının ve sanatın hakkının verilmesi ve bu hakkının korunması ne şekilde olması gerekiyorsa, hepimiz üzerimize düşeni yapmalıyız. Şimdi çoğunuzun “Bu pahalılıkta, sanata ne kadar bütçe ayırabiliriz ki?” dediğinizi duyar gibi oluyorum ve kesinlikle size hak veriyorum. Ekmek almakla kitap almak arasında gidip gelen bir kitle, mutlaka önce karnını doyurmalıdır. Çünkü insan önce fizyolojik ihtiyaçlarını gidermelidir, aç insan sanatla ilgilenmez.

İnsanın sanat için ödediği bedel, yüzyıllar boyunca kendisine bir şekilde geri dönmüştür; maddi olmasa bile manevî olarak bunun faydası inkâr edilemez; çünkü sanatın her dalı sayesinde, “insan” olmayı hissediyor ve “hayran” olmayı öğreniyor, duygularımızı besleyerek “aşk” ı tadıyor, “gerçek” in ne olduğunu sorguluyor ve “algı” mızı genişletiyoruz. Hani öğretmenlerimiz hep sorardı ya “Okuduğumuzu anladık mı?” diye, işte “anlamak” ve “irdelemek” i bize sevgili öğretmenimizle birlikte sanat da öğretiyor; çünkü sanat tüm insanlığın öğretmenidir.

Ülkemizde fotoğraf sanatının yüceltilmesi ve gerçek değerinin ortaya konulması içinödenmesi gereken değerin bedeli, bizlere mutlaka geri dönmektedir.

Kendi ülkemde açtığım sergilerde, eğer sergi bir kurum, kuruluş, dernek ya da bir yardım vakfı adına açılıyorsa, bu sergilerde satılan fotoğrafların sayısı ve satış fiyatları sizi yanıltmasın sakın. Buradaki satışlar, fotoğrafın sanatsal değerinden değil, satın alan insanlarımızın ya duygusal, yardımcı olma dürtüsünden kaynaklanmaktadır, ya da ortada bir “satın alıp boy gösterme” yarışı vardır. Açık söylemek gerekirse, her hangi bir yere yardım amaçlı olmayan, tamamen kişisel olarak açtığım sergiler de fotoğraf satışlarım oldu. Ancak örnek olarak gösterilebilecek kadar az sayıda olduğunu da belirtmek gerekiyor.

Yurt dışında ise durum çok farklı. Özellikle müzeler fotoğraf satın aldığı zaman, fotoğrafçıyı memnun edecek kadar bir bedel ödüyorlar. Sergilerde ise, insanlar fotoğrafın da satılan bir sanat olduğunun bilincindeler. Satın almayı düşündüğü fotoğraf ve sanatçısı hakkındauzun uzun bilgi edinmek istiyorlar. Hatta baskı adedi bile satın alacak kişi için önem taşıyor. Sanat satın alacağının bilincinde olduğu için de, pazarlık yapmaya hiç yanaşmıyor hatta düşünmüyor bile.

Ülkemizde açtığım son sergilerden birinde,  sergi açılış töreninde beni tebrik ederek, “serginizdeki iki fotoğrafa göz koydum, haberiniz olsun” diye ısrarla söyleyen akademisyen hocamıza buradan tekrar yanıt vererek saygılarımı iletiyorum, “Hocam, o sergideki fotoğraflarım satılık değil.”

Şimdi size soruyorum; hangi fotoğraf sanatçısının çektiği fotoğraflarını (eserlerini), sevdiğiniz bir müzik sanatçısının albümünü ya da ilgiyle izlediğiniz bir yazarın kitabını takip ettiğiniz kadar sabırsızlıkla takip ediyor ve bu fotoğraf sanatçısının eserini satın alıp fotoğraf koleksiyonunuza eklemek için can atıyorsunuz?

Hepinize aydınlık günler diliyorum.

 

Reha Bilir -ESFIAP

 

 

Benzer Yazılar