• 14 Kasım 2019 Perşembe

Fotoğrafta Çekim Teknikleri ve Dijital Uygulamalar

“FOTOĞRAFTA PHOTOSHOP’A KARŞIYIM…”

Evet, bu cümleyi hepimiz defalarca duyduk, duymaya da devam edeceğiz.

Bu cümleyi kuran dostlara sebebi sorulduğunda aldığımız yanıt hemen, hemen aynı “Ben fotoğrafta doğallıktan yanayım. Manipülasyon sevmem. Bir yere kadar tamam ama fazlası zarar”. Bu ifadeler bizi doğrudan “doğallık” ve “manipülasyon” kelimelerinin fotoğrafta ne anlama geldiğini düşünmeye itiyor. Gelin öncelikle “doğallık” kelimesini inceleyelim.

Fotoğraf makinalarımız ile çekim aşamasında genellikle 3 temel ışık ölçme sistemini kullanıyoruz; genel ölçüm, merkez ağırlıklı ve spot ölçüm. Bu farklılıklara gitmemizin sebebi, sanatsal kaygıların dışında fotoğraf makinalarımızın kapabiliteleri.  Henüz fotoğraf makinalarımız, insan gözünün görebildiği zenginlikteki tonlara karşılık verebilecek düzeyde gelişmiş değil. Bunu şöyle açalım;

Çok karanlık bir odaya girdiğimizde belirli bir süre geçtikten sonra karanlıkta dahi detayları  görebiliyor, ışığın çok kuvvetli olduğu bir ortamda ise fotoğraf makinamızda olduğu gibi “patlama” olmadan detayları algılayabiliyoruz. Yani insan gözü koyu tonları da açık tonları da görebilmekte. Bir de fotoğraf makinanızı düşünün… Koyu detayı ortaya çıkartmak için uzun pozlama yaptığınızda açık tonlar patlar, açık tonlarda patlama olmasını engellemek istediğinizde ise kadraj içinde detay okunamayan kapkara bölgelere sahip olursunuz. Bu konuyu bizlerden önce tanımlamışlar ve fotoğraf jargonuna şu iki ifadeyi kaydetmişler;

HDR (High Dynamic Range) – Yüksek Dinamik Aralık

LDR (Low Dynamic Range) – Düşük Dinamik Aralık

Kısaca; gözlerimiz yüksek dinamik aralıkta, fotoğraf makinalarımız ise düşük dinamik aralıkta görüşe sahip diyebiliriz. Çoğunuzun HDR kelimesini okuduğunuzda aklınıza gelmesi muhtemel olan görüntülerin dışında, HDR tekniğinin geliştirlme sebebinin iç mekan çekimlerindeki çok koyu ve çok açık bölgelerden detay alınması olduğunu biliyormuydunuz? Fotoğraf makinası ile çekilen görüntülerde asla gözümüzün gördüğü kontrast bulunmamakta. Düşük kontrastlı fotoğraflar, soluk, yüzlerce kez yıkanmış ve ağarmış    t-shirt tonuna sahip oluyor. Herhangi bir işleme prosesine girmemiş fotoğraflardaki solukluğun temel sebebi bu. Buradan hareketle, ortaya çıkan işlenmemiş fotoğrafın “gözün gördüğü” tonlara asla sahip olamayacağını, dolayısı ile “doğallık” konusunu savunan dostların aslında temel olarak ifadelerinde hata bulunduğunun altını çizmek gerek.

Manipülasyon konusuna gelirsek, bu konuyu ikiye ayırmamız gerektiğini düşünüyorum.

1.Çekilen kadrajın görsel olarak daha çekici hale getirilmesi için uygulanan yöntemler: Bunun için genellikle levels, curves, hue\saturation, keskinlik, crop, temizleme gibi işlemleri kullanıyoruz

2.Çekilen bir yada birden fazla fotoğraftan farklı bir kolaj oluşturarak gerçekte olmayan bir kadrajın tasarımı: Yani, olmayan birşeyi yaratma becerisi, sanatsal değeri “bence” daha güçlü bir yaklaşım.

Photoshop veya diğer post-process programlarına karşı olan dostlara şu hatırlatmaları yapmak istiyorum;

En büyük manipülasyon, 3 boyutlu dünyamızın fotoğraf ile 2 boyuta indirgenmesidir, buna karşı çıkan kimseyi veya “bu bir manipülasyon, hiç doğal değil” diyenleri hiç gördük mü?

Bugüne kadar gelebilmiş en eski fotoğraf olarak kabul edilen Joseph Nicephore Niepce’nin 1826/1827 yılında çektiği fotoğrafa birlikte bakalım. Bu fotoğrafın rengi Siyah\Beyaz değil mi? Elbette. Peki, dünyamız ne renk? Siyah\Beyaz mı? Hayır, değil. O zaman renkli filme geçiş öncesi S\B olarak çekilen fotoğraflara neden kimse manipülasyon diyemiyor?

Özellikle dijital teknolojide yaşanan devrim öncesi analog (film) fotoğrafların filmlerinin tab edildiği karanlık odalarda fotoğrafın kontrastına, keskinliğine, tonuna yapılan müdahalelerin olduğunu, fotoğrafçının birden fazla fotoğrafı keserek yeni bir kadraj oluşturarak, oluşan bu yeni kadrajın fotoğrafını çekip izleyici ile buluşturduğu manipüle fotoğrafların üretildiğini hatırlatmakta da fayda var. Şu an bizlerin yaşadığı, aynı işleri daha kolay gerçekleştirebildiğimiz programlara sahip olmamız. Hepsi bu.

“Fotoğraf, bir parça işlenebilir ama fazlası olmasın” diyen dostlar için son söz; ne kadar işlenebilir, kime göre, neye göre, hangi limitlerle? Sizin normaliniz ile benimki aynı mı, ya da üçüncü bir kişinin “normal”i algılaması nasıl? Bunların cevabı elbette yok.

Sonuçta bir fotoğrafa baktığımızda aklımızdan geçmesi gereken soru gördüğümüzün doğal olup olmadığı değil, ortaya çıkan eseri beğenip beğenmediğimiz. Gerisi detayın ötesine geçemiyor.

Burak ŞENBAK

Benzer Yazılar