• 24 Ekim 2019 Perşembe
Evrensel Müzik

Evrensel Müzik

“Kırmızı kafalı saka kuşu Himalayalar’da nasıl ötüyorsa Amazon nehrinin denize dökülen kısmının üstündeki ağacın dalında da aynı ötüyordur. Aynı tını aynı ses dinleyen hangi milletten olursa olsun, anlar sakanın dilinden. Aynıya bakıp aynıyı anlar.”

Bana göre evrensel müziği en iyi anlatan ifade budur, diyebilirim. Doğadan alınmış benzetmelerle bunu ifade etmeye çalışmak kimin aklına geldiyse… Kimi zaman bir kuş sesi, kimi zaman da çağlayan bir nehrin sesi evrenin kendi müziği değil midir?

Yazmak ve bunu insanlara sunmak, uzun zamandır düşlediğim bir şeydi. Bunu gerçekleştirmek, benim için büyük bir mutluluk olacaktı. Çok sevdiğim ve çalışmalarından dolayı takdir ettiğim arkadaşlarımın şu an elinizde tuttuğunuz bu dergiyi çıkarma kararını duyduğumda çok heyecanlanmıştım.  Umarım yayıncılığa gelen bu yeni ses, yeni nefes hiç tükenmesin.

Niçin “Evrensel Müzik”? Pop Müzik, arabesk, rock müziği, reggae, blues, halk müziği vs. kavramları arasında, uzun süreli gel-gitlerden sonra, şahsen müziği kategorileştirmenin anlamsız olduğu sonucuna vardım. Çünkü neyi beğenirsem onu dinliyordum. Bu bazen İbrahim Tatlıses’in klasikleşmiş arabesk şarkılarından biri, bazen Sezen Aksu’nun duygusal bir şarkısı, bazen de bir Neşet Ertaş türküsü, hatta ve hatta Enigma’nın kilise müziği diye adlandırabileceğimiz tarzdan bir örnek olabiliyordu. Ve hepsinden farklı bir tat alıyordum. Var olduğu evrenin bir parçası olan insanoğlunun müziğe bir ayna vasfı yükleyerek, evrene doğru yönelttiği bir haykırış, bir ifade biçimi değil midir müzik?

İnsanoğlu evreni anlatırken kendini anlatır aslında. Müzik, evrenin var oluşundan bu yana günümüze kadar taşınmış sonsuz birikiminin, şiirsel bir dille ifadesidir. Ve bu birikim çağlar boyu yaşadığı değişimlerle birlikte günümüze kadar taşınmış ve şu anda yaşanmakta olan değişimleri de içine alarak büyümekte ve yoluna devam etmektedir. Bu değişimde şüphesiz ulaşım imkanlarının artması, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin baş döndürücü bir hızla ilerlemesi önemli rol oynamaktadır. Bilim ve teknolojide yaşanan gelişmelere paralel olarak iletişim olanaklarının artması, gün geçtikçe yeni iletişim teknolojilerinin ortaya çıkması bu değişime ivme kazandırmıştır. Sözü edilen değişim yalnızca sosyal alanda değil, ekonomiden tutun da kültürel ve siyasi alanlarda da kendini önemli ölçüde göstermiştir. Bir anlamda küreselleşme olarak adlandırabileceğimiz bu durum olumlu ve olumsuz olarak niteleyebileceğimiz sonuçlar doğurmuştur. Bu sonuçların neler olduğu ayrı bir tartışma konusudur.

Kürselleşme ve Evrensel Müzik biz mevcut duruma müzik açısından bakacak olursak, son dönemde sıkça rastladığımız bazı kavramların ortaya çıktığını görürüz. Ethnic (Etnik) Müzik, Dünya (World) Müziği, hatta bu çerçeveyi biraz daha genişletecek olursak Evrensel Müzik gibi kavramlar bu değişimlerin, hatta ve hatta küreselleşmenin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Düne kadar varlığını bilmediği bir dili, bir müzik türünü, dünyanın bir başka coğrafyasında, yerinden bile kalkmadan duyma fırsatı yakalayan insanoğlu, henüz yeni keşfettiği bu alanlara isim vermekte gecikmemiştir. Nitekim bizim için asırlardır var olan ve süregelen Halk müziği geleneği ve icrasında kullanılan sazlar, başka bir coğrafyada yaşayan insanlar için yenidir, henüz keşfedilmiştir. Yanı sıra kadim Hint geleneği ve Hint müziği de bizim ve bizim gibi yeni fark eden kültürler için farklıdır ve keşfedilmeyi beklemektedir. Yukarıda bahsini ettiğim gelişmeler doğrultusunda küreselleşme kavramı, asırlardır var olan bu geleneklerin birer parçası olan müzik kültürlerini, yeniden tanımlama yoluna gitmiş ve insanoğluna ait etnik özellik taşıyan ne kadar müzik türü ve tarzı varsa, bunu “world music”  olarak adlandırmıştır.

İnsanlara farklı ve ilgi çekici gelen bu müzik türleri ve bunları yorumlayan şarkıcılarla müzisyenler, küreselleşme ile birlikte daha çok dinleyici kitlesine ulaşmaya başlamıştır. Bunu fark eden ulusal ve uluslar arası müzik şirketleri ve yapımcıları, müzik sektöründe küreselleşmenin yolunu açmıştır. Bunu yaklaşık on yıldır başka ülkelerde temsilcilikler açarak ya da o ülkelerin önde gelen firmalarıyla anlaşarak gerçekleştiren büyük ölçekli şirketler, günümüzde gelişen teknolojinin nimetlerini de kullanarak, internet ve uydu teknolojileri üzerinden pazar paylarını arttırmaya çalışmaktadırlar. Şüphesiz, bunun olumlu yanları olduğu kadar olumsuz yanları da var. Tüketim çılgınlığının alabildiğine hızlı yaşandığı çağımızda müzik, maalesef sosyal ve sanatsal içerikten yoksun, kısa sürede üretilip tüketilen bir meta, alınıp satılabilen bir hizmet haline getirilmiştir. Bunun yanı sıra son birkaç yıldır sıkça duyduğumuz Hintçe şarkılar, yarı Arapça yarı Fransızca olarak söylenen Afrika ritimleri, Arap vokali, Batı popu karışımından oluşan Cezayir kökenli Rai müzik akımı, Batı’nın Oriental Music ya da göbek dansı olarak isimlendirdiği, bizim ise bir dönem rağbet ettiğimiz Mısır kökenli mezdeke akımı, gezegen çapında oldukça rağbet görmüştür. Günümüzde etkisini yitiren bu akımlar, dünya çapında birçok şarkıcının büyük hayran kitleleri oluşturulacak kadar popüler olmasını sağlamıştır. Arash, Rachid Taha, Khaled, Cheb Mami, Faudel ve Amr Diab bu isimlerden bazılarıdır.

Türk Pop Müziğinden Evrenselliğe Geçiş

Benim için evrensel müzik: Üretilen müziğe olduğu gibi bakabilmek, mevcut şartlar içinde müziğin geldiği noktayı doğal karşılayabilmek, yapısı içerisinde hangi unsurlar olursa olsun, o müziği dinlemek ve ondan insana dair veriler elde etmek anlamına geliyor. Bireyin içinde bulunduğu kültürden başka, yeryüzünde yaşayan farklı kültürleri keşfetme, öğrenme çabası bir anlamda.

Daha 90’lı yıllarda ülkemizde türküler bu kadar gündemde değildi. Özel radyoların açılmasıyla birlikte müzik sektörünün hareketlenmesi doğaldı. Ancak bu gelişmeler birçok niteliksiz şarkıcının ve şarkıların üretilmesi sonucunu doğurdu. Daha çok “pop müzik” diye adlandırdığımız popüler müzikte bu üretim zirveye ulaştı. 90’ların ortasına geldiğimizde pop müzikteki kirlilik ve tıkanma, müzik dinleyicilerini değişiklik aramaya yöneltti. Bu farklılık arayışına en uygun cevap Türk halk müziği oldu. Bu yıllarda türkülerin gündeme gelmesi, gençler arasında sevilip dinlenmesine neden oldu. 90’ların ortasına doğru halk müziği albümleri ve halk müziği sanatçıları artış gösterdi. Yavuz Bingöl, Şükriye Tutkun, Kubat bu dönemde ortaya çıkmış örneklerdir. Bunun yanı sıra bazı pop şarkıcıları halk müziğindeki zenginliği kullanmakta gecikmediler. Sezen Aksu, albümünün ismine bile “türkü” sözcüğünü sokarak, uzunca süren bir proje sonunda bugün “world music” kategorisine koyabileceğimiz, Deli Kızın Türküsü albümüyle o dönem adından sıkça söz ettirmişti. Bu albümde alaturka, köçek havası, Ermeni müziği gibi örnekleri seslendiren Sezen Aksu, bu tarz değişikliği yüzünden fanatiklerinden acımasız eleştiriler almıştı. 80’li yıllarda arabesk furyasından nasibini almış olan Zerrin Özer bile, yıllar sonra arabeskin ardından bir de halk müziğini deneyecekti. Bu dönemde ilk kez ortaya çıkan, tarzlarını halk müziğiyle yoğurmuş başarılı isimlerde vardı. Kubat, ilk albümünde anonim türkülere gitarıyla eşlik ederken; Kıraç biraz daha sert bir tavırla, Anadolu Rock tarzında yorumlarla ortaya çıkmıştı. Bir de bugün fenomen haline getirdiğimiz, dünya starı olarak gördüğümüz Tarkan son dönemde İngilizce albüm yaparak, yabancı şarkıcılarla düetlere imza atarak dışa açılmaya çalışıyordu. Batı’yı bilmem; ama bugün Ortadoğu ülkeleri Tarkan’ı yakından takip ediyor. Bunun sebebi ise albümlerinde “oriental” etkileri barındırıyor olması ve bu ülkelerde gözde olmuş şarkıların Türkçe sözlü şarkılarına yer vermesi. 90’ların ikinci yarısında tanıştığımız internet ise daha çok illegal de olsa, müziğin paylaşılıp yaygınlaşmasını, aynı zamanda yeni isimlerin popülerleşmesini sağlamıştır.

Ülkemizde o yıllarda müzik alanında önemli gelişmeler yaşanırken, farkında olmadığımız, kendi alanında mütevazı bir şekilde çalışmalarını başarıyla devam ettiren sanatçılar da vardı. Birçok kişinin adını henüz yeni yeni duyduğu, yıllardır Amerika’da yaşayan Ömer Faruk Tekbilek, Balık Ayhan, yine birkaç yıl önce fark ettiğimiz ama dışarıda yıllardır tanınan bir başka isim Burhan Öcal; birçok film ve belgesel müziğine imzasını atmış olan Fahir Atakoğlu; Hasan Cihat Örter; birçok yabancı sanatçıyla ortak albüm ve konser gerçekleştirmiş olan Zülfü Livaneli; bugün Kanada’da yaşayan asıl adı Arkın Allen olan Mercan Dede; yıllardır çeşitli festivallerde ülkemizi temsil eden ancak son yıllarda gündeme gelen Hüsnü Şenlendirici; Okay Temiz; Erkan Oğur; Onno Tunç’un erkek kardeşi Ermeni asıllı Türk ve aynı zamanda iyi bir müzisyen olan Arto Tunç; bugün dünyanın bile kabul ettiği kanun virtüözü Göksel Baktagir; dünyanın en büyük ve saygın müzik enstrümanı üreticilerinden Alman Amati-Denak firması tarafından adına “Serkan Çağrı Modeli” klarnet üretilen ilk Türk müzisyen olan Serkan Çağrı ve şu an aklıma gelmeyen birkaç isim… Sayısı iki elin parmağını geçmeyen ama ülkemizi, Türk müziği ve enstrümanlarını dünyanın en ünlü müzik festivallerinde başarıyla temsil eden bu isimler maalesef başka ülkelerde büyük ilgi görürlerken, bizler isimlerini bile yeni yeni duyuyoruz. Hepsi müziğin evrenselliğine inanmış ve eserlerini dünya halkıyla paylaşan insanlar.

Günümüzde artık sınırların ortadan kalktığı bir dünyada bizlerde internet sayesinde müziğin her türüne anında ulaşabiliyor ve satın almadan “ön dinleme” yaparak albüm veya şarkı hakkında fikir sahibi olabiliyoruz. Bunları hiçbir ücret ödemeden yaparken, aynı zamanda albümler hakkındaki yorum ve eleştirileri okuyarak daha sağlıklı bir karar verebiliyoruz. Evrensel müziğin güzel örneklerini ve Türk müzisyenlerin müziğin evrensel boyutuna katkılarını önümüzdeki sayılarda aktarmaya çalışacağım. Gelecek sayıda görüşmek üzere…

CİHAN KARACA – EFIAP/g

cihankaraca@hotmail.com

Benzer Yazılar