• 21 Mayıs 2019 Salı
Düğün

Düğün

Kadim Anadolu…Onlarca medeniyete ev sahipliği yapmış, çok savaşlarda görmüş, barışlarda, şölenlerde yaşamış, ağıtlarda, İskender’in orduları da iz bırakmış, Midas’ın kulaklarıda.

Efsaneleri,ritüelleri,yaşanmışlıkları ile Dünya’nın kültür merkezi,Anadolu.

Onlarca etnik grup yaşamakta hala günümüzde bu topraklarda. Kendilerine ait kültürleri, töreleri ve yaşam biçimleri ile. Mutfakları  farklı, folklörleri farklı, şiveleri ve belki hatta dilleri farklı, alışkanlıkları, eğlenceleri ve yasları farklı,  ve Düğün’leri farklı.

2014 yazını Dinar köylerinde geçirdik sevgili arkadaşım, dernekdaşım Salim Şimşek ile.Ülkemizin prestijli fotoğraf turnuvalarından Sami GÜNER kupasına seçtiğimiz konunun çalışmaları için, “Düğün” .

Kocaman çiçekli başlıklar, rengarenk allı pullu elbiseler, bir şölen, yörük düğünü…

Henüz şafak sökmemişti, geceyi geçirdiğimiz, küçük, basit yol üzeri motelden ayrılırken. Benzin istasyonu marketinde mütavazi bir ‘kahvaltı’  önce, bir kaç bisküvi, hazır kahve, sıcacık… Vakit kaybetmeden düğün evine yol aldık sonra. Uzun ama çok keyifli ve sürekli uyanık kalmamız gereken bir gün bizi bekliyordu. Şafak sökmeden ayakta idi kız evi. Çeyizler serilmeye başlamıştı  biz vardığımızda. Gelinin rengarenk çeyizleri seriliyordu, düğün boyunca gösterilmek için. Elbiseleri, mutfak eşyaları, rengarenk atlas yorganları, el işi çorapları, işlemeleri. Sabahın ilk saatleri olmasına rağmen müthiş bir enerji, tatlı bir heyecan vardı kız evinde. Kız evi derken oğlan evide yine orada, hatta damat bile orada çeyiz sermeye yardımcı.Şakalaşmalar, türküler, maniler  ile çeyizler ipler üzerine, duvarlar üzerine hızlı ve özenli seriliyordu.Kız anası anlatıyordu ” Emek emek hazırladık bunları, kızın doğduğunda başlarsın çeyiz derdine, kızın çeyizi övüncümüzdür.” .  Gerçekten de öyle idi, hangi atlas yorgan nereye serilecek,  hangi çorap nereye asılacak, hepsi belli idi sanki, üzerine titreniyordu her bir parçanın. Saat on sularında bitti çeyiz serme ve mis gibi gözleme kokularıda yayılmakta, tüm düğün halkı ve bizler kurulduk sofraya, erken başlayan gün herkesi acıktırmış.

Saat onbir gibi görünmeye başladı köyün kadınları köşeden ; allı pullu elbiseli, çiçek başlıklı, şen şakrak, kol kola, küme küme çeyiz görmeye, hediye almaya, hediye vermeye geliyorlardı kız evine. Yüzyıllardır süren bir ritüele tanıklık edecektik birazdan, Orta Asya’dan Türkmen boyları ile Anadolu’ya gelen, asırlardır ezberden yapılan… Gelin yüksek bir yere çıkarıldı önce, üzerinde törene özel elbisesi, iki yanında yengeleri (nedimeleri) , yengelerin ellerinde hediye çuvalları, ki içleri eşarplar, el işi çoraplar, işlemelerle dolu. Bir düzen içerisinde sıraya girdi köyün kadınları,  yüksekte ki gelinin karşısında hazırlardı şimdi. Her birinin avuçlarında para veya altınlar, gelinin tören elbisesine, işlemeli başlığına tutturalacak.Maniler ile, türküler ile başladı ritüel. Her bir kadın gelinin önüne geldi sıra ile,  gelinin süslü başlığına parayı yada altın hediyelerini taktı ve hafifçe eğdi başını gelin karşısında, yengelerden birisi bir eşarp verdi geline  her bir kadın için, eşarbı üç kere döndürdü gelin önündeki kadının başı üzerinde ve başına bıraktı sonra, sonra bir el işi çorap bıraktı yine kadının kafasına, bir de el işi yelek. Öptü, sarıldı her bir kadına gelin helallik aldı. Sırada ki tüm kadınlar için aynı ritüel tekrarlandı, çuvallar boşaltıldı, hediyeleri dağıtıldı tüm kadınların. Maniler,türküler hiç susmadı ritüel sonuna kadar. Yemeğe buyur edildi sonra tüm halk. Menü de meşhur düğün çorbası, etli pilav ve hoşaf.

Saat ondört olmuştu artık, gelin tören elbisesini çıkarmış, gelinliğini giymiş, köy içerisinde konvoy yapmakta olan gelin arabasını bekliyordu. Kız evinde şimdi neşe ile karışık bir hüzün, ağıtla mani karışımı nameler, bol gözyaşı, sarılmalar, hıçkırıklar… En duygulu anlar yaşanmakta idi gelinin baba evine vedası sırasında şimdi, hem giderdi gelin hem ağlardı.

Korna sesleri yükseldi dışarda, davulun zurnanın sesi daha da yaklaştı.Gelin ve annesinin ağlaşmaları da aynı tonda yükseldi. Gelinin abisi gelinin beline kırmızı kuşağı, sağ ayağına bilekliğini bağladı, sarıldılar son kez, elinden tuttu sonra gelinin ve kapıya doğru yürümeye başladılar. Gelin çıkış kapısında göründüğünde naralar başladı, davul ve zurna daha bir heybetli ses çıkarıyordu artık, daha canlı idi şimdi ritim.Damat kapıda teslim aldı gelini ve arabaya bindirdi. Arabaya değil ata bindirilirmiş gelin bundan otuz sene evvel. Gelinin halasının elinde bir tas buğday hazır,  teyzesinin elinde bir tas su. Buğday bereket için serpilecek arkasından gelin arabasının,  su ise tez dönsün, ara açılmasın ıraklarda olmasın gelin diye. Gelin yerleşti arabaya, damat yanıbaşında. Kornalar gürültüye devam ettiler ısrarla, damadın babası son bir el salladı eyvallah etti kalabalığa. Ve gazladı araba gelini de alıp, halası buğdayları serpti arabanın ardından, teyzesi suyu…

Erkek evi kapıda karşıladı konvoyu, yine bir törenle  indirildi gelin arabadan. Yengeleri gelinin kolunda hala,  damadın annesi kapıda karşıladı gelini. Gelin ağır ağır gelirken evin girişine, bir yumurta attı damadın annesi  evin ahşap büyük giriş kapısına,  yumurtanın sarısı ağır ağır süzülmeye başladı aşağı doğru, devam etti gelin kolunda yengeleri ile ilerlemesine. Giriş eşiğinde durdurdu gelini kaynanası, eğildi ve sağ ayağını kavradı gelinin, kaldırdı hafif, elinde ki tereyağı bal karışımını sürdü gelinin sağ ayağının altına,  “Ağzın tatlı olsun “ nidası ile, sonra doğruldu kucakladı yeni kızını, öptü, buyur etti eve. Müzik başladı sonra gelin evine girdiğinde, tüm köy halkı kadınlı erkekli oyun alanına çıktı, kollarını açtı ve müziğin coşkusu ile dans etmeye başladılar. Damat  ise çatıda idi, sağdıcının taşıdığı bohçada ki kuruyemiş, çikolata, şekerleri oynayanların üzerine atıyor, cebinden çıkardığı paraları yine halka saçıyordu. Yorulana kadar dans ettiler,  damat da katıldı bir ara onlara ve hatta gelini de oynattılar. Gün batana kadar sürdü davul, zurna cümbüş…

Düğün boyunca gözlemlediğimiz gelenekler, ritüeller ne kadar eski ve köklü bir kültüre tanıklık ettiğimizin göstergesi idi. İnanılmaz bir tecrübe yaşamıştık, buram buram şamanizm kokan, asırlık alışkanlıkların tekrarı… Yaşayan mirasımız, kültürümüz. En az Efes harabeleri kadar, Topkapı sarayı kadar , Pamukkale kadar değerli, en az onlar kadar sahip çıkmamız gereken…

Hava kararmıştı. Yengeler gelini odasına bırakıp çıktılar,  damadı arkadaşları şakalarla, sırtına yumruklarla gönderdiler yeni hayatına…Vedalaştık ahali ile, kültür tarihine yaptığımız yolculuktan sıyrılıp, tüketim yüzyılının kaosuna, gerçekliğine dönme vakti gelmişti.

 

Murat Özçelik – EFIAP

 

Benzer Yazılar